Kategori arşivi: Sinema

3 Fragman

fr02

Son-Kedi

Crazy Cat !

Kedi

kediKırık Link

Bir Zamanlar Anadolu’da: Yorum, Kamera Arkası, Röpörtaj, KısaVideo

bir_zamanlar_anadoluda

kediKırık Link

American Splendor (2003)

1-11

 
Büyük çoğunluğun sıradan olduğu bir dünyada, sıra dışı süper kahraman hikayeleri anlatmayı reddetmiş bir anti-kahramanın yaşam öyküsüne odaklanan American Splendor, belgesel, kurmaca ve animasyon türlerini harmanlayan bir yapıya sahip. Gündelik yaşamın hayal kırıklıklarını, insanların mutsuzluğu, melankolisi, bezmişliğini kendi sıradan hayatı üzerinden anlatan çizgi roman yazarı Harvey Pekar’ın aslında sadece bu tavrı onu sıra dışı kılmaya yetiyor. Onun sıradan, kara mizah kokan, sinik hayatına ve o hayatı anlatan aynı adlı çizgi romanına dayanarak ilerleyen filmin çizgi roman sayfalarını andıran sahnelerinin ilginç ve sade bir görsellik, Paul Giamatti’nin de enfes bir oyunculuk sunduğunu belirtmekte fayda var. Film, aralarında Sundance Film Festivali – Jüri Büyük Ödülü’nün de olduğu toplam 29 ödül almıştır.
Yönetmen-Senaryo: Shari Springer Berman, Robert Pulcini
Oyuncular: Paul Giarnatti, Harvey Pekar, Hope Davis
Müzik: Eytan Mirsky, Mark Suozzo
Yapım: ABD, 2003, 101 dk.
Harvey Pekar, Virginia Hastanesi’nde dosya memuru olarak çalışmaktadır. İkinci karısının da kendisini terk etmesiyle, işi ve sürekli gözlemlediği çevresi arasında iyice bunalır. Zamanını okuyarak, müzik dinleyerek ve plak koleksiyonuna eskicilerden edindiği yeni parçaları ekleyerek geçirmektedir. Fazlasıyla sıkıldığı hayatından, bir dosya memuru olarak ve ardında hiçbir iz bırakmadan göçüp gitme fikri, onda nevrotik davranışlara neden olur. Bu süreç içerisinde iyice geliştirdiği gözlem gücünü farklı bir yere yönlendiren Pekar, yaşantısını “Görkemli Hayatım” adlı bir çizgi romana dönüştürür. 1976 yılında yayımlanan dergi sayesinde Pekar kısa süreli bir iç huzura kavuşsa da, 80’lerde hâlâ mutlu olmadığını fark eder. Aynı dönemde, bir çizgi roman dükkanının ortağı ve de kendisinin sıkı bir hayranı olan Joyce Brabner ile tanışır ve tanıştıkları gün evlenmeye karar verirler. Joyce, Pekar’ın caz, kitap ve çizgi romanlarından sonraki en büyük tutkusu olur ve çizgi romanlar sayesinde elde ettiği şöhretinin getirisini Joyce ile birlikte paylaşmaya başlar.
Bünyesinde biyografi, kurmaca, belgesel, çizgi film gibi farklı türleri barındıran “Görkemli Hayatım”, Amerika’nın ünlü ismi Harvey Pekar’ın yaşamının ve eserlerinin derlemesinden oluşmaktadır. Pekar, çizgi romanlarında, özelde kendi yaşantısının kırıntılarından beslenirken aynı zamanda da işçi sınıfının portresini Kafkavari bir duyarlılık ışığında anlatmaktadır. Ancak filmin ismindeki görkem/ihtişam kelimesi ironik bir göndermeye sahipmiş gibi görünse de, animasyon destekli yapılan esprilerin düzeyi Amerikalıların alışılmış mizah anlayışını aşamaz.
american-splendor
Görkemli Hayatım, Harvey Pekar’ın biyografisinin yanı sıra, kısa da olsa medya eleştirisi, Amerika’nın her kentinin sıkıcı aynılığı, insanların eğitim düzeyleri arasındaki farklılıklar, kadın dünyası gibi önemli konulara da değinmektedir. Bu yılki İstanbul Film Festivali’nin son filmi olan “Görkemli Hayatım”, 2003 yılında da Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülmüştü. Bu ilk sinema filmlerinde Berman ve Pulcini, Paker’ın etrafına yabancılaşarak kurduğu küçük dünyasını büyütüp, nasıl dünyaca ünlü bir karikatürist haline geldiğinin öyküsünü anlatıyor.

kediKırık Link

Bir Zamanlar Anadolu’da – Farklı Bir Yorum

bir_zamanlar_anadoluda
Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi “Bir Zamanlar Anadolu’da” hakkında yönetmen Semir Aslanyürek’in yazdığı “Bir Ülkenin Otopsisi veya NBC’nin Anatomi Dersi” isimli yazıyı soL okurlarıyla paylaşıyoruz.
Kalk peygamber!
Görerek, anlayarak,
İrademle doldur bedenini,
Ve denizleri ve dağları aşarak
Sözle dağla insan yüreklerini!
A. Puşkin
Nuri Bilge Ceylan’ın bu yıl Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü alan filmi “Bir Zamanlar Anadolu’da” nihayet vizyona girdi ve bu muhteşem filmi görme mutluluğuna eriştik…
Uzun zamandır izlediğim filmler hakkında bir şeyler yazma gereği duymadım. Bazen yazmayı düşündüğüm oldu ama bir işe yaramayacak diye de vazgeçtim. Ancak dün filmi izledikten sonra Çağrı Kınıkoğlu ile film hakkında konuşurken, Çağrı’nın “Şu söylediklerini yazsan keşke, çürümenin daniskasını yaşayan bu ülkede yönetmenler birbirinin filmleri üzerine kamusal alanda konuşamayacaklar mı?” demesi üzerine, film hakkında düşündüklerimi paylaşmaya karar verdim.
“Bir Zamanlar Anadolu’da” benim kült filmim olan “Stalker” gibi, DVD’sini hep elimin altında tutacağım ve izledikçe seveceğim, sevdikçe de izlemek isteyeceğim bir film… NBC bir senfoni besteler gibi yapmış filmini… Filmde çok şey var. İsteyen filmin her sahnesinden, hatta her çekim planından istediği anlamı çıkarabilir. Her çekim planı başlı başına bir dünya… İşin estetik boyutu budur işte…
bir-zamanlar-anadoluda (1)
NBC daha önce lirik yapıda çektiği filmlerinden farklı olarak, bundan önceki filmi “Üç Maymun”da dramatik yapıyı denemiş, son filmini de aynı yapıda çekmiştir. Son iki filme dramatik yapı egemen olsa da NBC lirizmi yine ihmal etmemiş ve özellikle son filminde çok çarpıcı şiirsel unsurları filmine öyle yedirmiş ki, insan kendinden geçiyor… Ayrıca “Bir Zamanlar Anadolu’da” NBC’nin diğer filmlerinden felsefi ve estetik boyutuyla da bir hayli farklı. Ülkemizde sinemanın tam bir sefalet yaşadığı, dizilerin, reklam bantlarının ve kliplerin “estetiğinin” sinemaya bir yenilikmiş gibi yutturulduğu ve sinema “eğitimi” veren yüzlerce sinema kursu hariç, yetmiş sinema okulunun bulunduğu ve sapla samanın birbiriyle karıştırıldığı şu son zamanlarda “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmini ülkemiz sinemasının bir “Rönesans’ı” olarak nitelemek abartılı bir şey olmasa gerek…
Bir kerecik olsun kendi haklılığını kanıtlamak için elinden geleni ardına koymayan eksantrik ve de egosantrik modernist sanatçılar gibi davranmıyor NBC… “Aman izleyicileri şurada gıdıklayayım, şunu yapsam izleyiciler hoşlanır filme daha çok giderler” derdinde de değil… İzleyicinin hoşuna gitmek için dansözlük, soytarılık, şaklabanlık, madrabazlık, cambazlık ve bilmem ne bazlık yapmıyor. (Ne yazık ki ben dahil, çogumuz ister istemez bunları yapıyoruz) NBC sanatçının dansöz, soytarı, şaklaban ve herkesin zevkine göre şerbet ezen biri olmadığını biliyor. Yani, izleyiciyi bir gram düşündüğü yok! Tarkovski’nin deyimiyle NBC insanoğlunun gerçeklerini arıyor… Hem de birçok boyutuyla… En önemlisi görüntüsüyle insanların yüreklerini dağlayarak… Bu filmiyle NBC bu toprağın bir vicdanı gibi hareket ederek ülkenin otopsisini yapıyor…

still12_hires

“Bir Zamanlar Anadolu’da” dramatik yapısıyla bana bir yandan Dostoyevski’yi, diğer yandan Çehov’u, hatta Gogol’u çağrıştırdı. Lirik yapısıyla da Tarkovski’yi, Zvyagintsev’i… Ama üzerinde biraz daha düşününce bu filmin dünya sanat tarihinin perspektifinden doğduğu izlenimine kapılmaya başladım.
Ortada bir cinayet var. Cinayetin faili cesedi gömdüğü yeri göstermesi için uçsuz bucaksız ve bakir Anadolu toprağı üstünde köşe bucak dolaştırılıyor. Burada filmin olay örgüsünü anlatmak gibi beyhude bir çabaya girişmeyeceğim. Fakat filmin temasını irdeleyebilmek için bazı olaylara değineceğim. Burada filmin iki teması var. İkisi de “cinayet” ile ilgili… Cinayeti tırnak içine aldım, çünkü kanaatime göre burada cinayet çok göreceli. Evet deyim yerindeyse iki cinayet var. Biri ciğerlerinde toprak çikan ve diri diri gömülen şahıs, diğeri de savcının intihar eden eşi. Bu iki “cinayetin” paralel bir şekilde anlatılması olağanüstü… Aslında filmin ana temasının diri diri gömülen adam mı, yoksa savcının karısının intiharı mı, hangisi olduğu tartışılır. Benim kanaatime göre savcının karısı. Çünkü diri diri gömülen adam ile ilgili çok az bilgi veriliyor. Kimdir, nedir, neden öldürüldü, gerçekten öldürüldü mü? Katil ölenin oğlunun babası mı? Cinayetin bununla alakası var mı, yok mu? Hepsi şüpheli durumlar… Hatta cinayetin nasıl işlendiği, niye işlendiği hiç önemli değil, önemli olsaydı filmde bu soruların üzerine gidilirdi. Ayrıca filmin sonuna doğru katilin, öldürülen adamın oğlunun gerçek babası olduğu söylentisi bile filmin dramaturjisi için çok gerekli değil ve bunun için de çok basit bir şekilde geçiştiriliyor. Daha doğrusu diri diri gömülen adamın hikâyesi, sanki geçiştirilmiş bir “cinayeti” (savcının karısının intiharı) anlatmak için bir motiften ibaret… Filmin insanı sarsan tarafı da burası…
Filmi izlemeden onu izleyenlerin bazı yorumlarına tanık oldum. Herkes kendisi için önemli bulduğu sahneyi ve o sahnenin neler çağrıştırdığını anlatıyordu. Dediğim gibi filmde herkes için çok şey var… Aslında filmi izleyeceğim zaman sürpriz durumları yok etmesin diye kimseden bir şey işitmek istemiyordum. Ama işitmiş olmam pek bir şeyi değiştirmedi. Filmi izlediğim zaman ise, bir kez izlemekle sürprizlerin yok olmayacağı tarzda bir film olduğunu anladım. Tıpkı bir senfoni gibi… Dinledikçe seviyor, sevdikçe dinliyorsunuz…
Bu yazının başlığına “bir ülkenin otopsisi veya NBC’nin anatomi dersi” dedik. Nuri Bilge ceylan insanoğlunun gerçeklerini ararken ilginç bir anatomi dersi veriyor. Ülkemizin otopsisini yapıyor ve bizim ülkenin öldürülmeden diri diri gömüldüğünü keşfediyor. Bu filmi çekerken yönetmenin bunu kastedip kastetmediğini bilmiyorum. Zaten önemli de değil bence. Önemli olan insanların filmi nasıl okuduğu ve ne anladığıdır. Ben kendi payıma öyle bir anlam çikardim. Başka biri başka anlamlar çikarabilir, buna da itirazım olmaz. Zaten filmi felsefi yapısını güçlendiren de budur. Filmin estetik boyutu, cinayete sırf bir cinayet gözüyle bakılmamasını sağlaması ve çift yapılılığında yatmaktadır. Ayrıca kendi payıma, belki kimsenin aklına gelmediği bir noktaya işaret etmek istiyorum. Öldürülen veya diri diri gömülen şahsın giysisi, boyu, kilosu, uzun tıraşlı sakalı ve kalın kaşlarıyla son zamanların en popüler sinema şahsiyetiyle yani Recep İvedik ile benzerliği… Kasıtlı olduğunu hiç zannetmesem de bu benzerlik benim için olağanüstü ilginç ve anlamlı geldi…

taner birsel bir zamanlar anadoluda000

Filmin dramaturjisi mükemmel. Tam bir senfoni kompozisyonu sanki… Bir nota düşmeye kalkışırsanız geriye bir şey kalmaz. Filmde oyuncu seçimine diyecek yok! Oyuncuların karakterleri icra etmelerindeki başarıları takdire şayan… Yılmaz Erdoğan su götürmez bir taşra polisi… Taner Birsel “savcı” ile hayatının en iyi rolünü oynamış… Ercan Kesal’ın canlandırdığı Muhtar ise başlı başina bir kompozisyon… Fırat Tanış o kadar iyi ki, cinayeti işlediğini itiraf ettiği halde hep masum olduğunu düşündürdü. Özellikle katilin kardeşinin kola istemesi bu masumiyeti çok ciddi biçimde destekliyor. Yani kola isteyecek kadar vicdanı rahat. Cinayete tekrar dönecek olursak tam bir muamma. Ortada bir cinayet var ama herkes kendi derdinde… Sanki katil gerçekten Kenan (Fırat Tanış) değil! Yani burada bir cinayet varsa herkes katildir ve herkesin bu cinayette parmağı vardır ve maktul olan içinde yaşadığımız bu ülkedir, gibi bir önerme çikaramadan edemiyor insan…
Ama filmin estetiğinin doruk noktasını şüphesiz yuvarlanan elma oluşturuyor. Elmanın büyüsünü bozmamak için onunla ilgili bir şey söylemek istemiyorum…
Sağ ol Nuri Bilge! Böyle bir film yapmak bana ve birçok arkadaşimıza kısmet olur umarım…
            
          Kamera Arkası -2            Kamera arkası -4

bir-zamanlar-anadoluda

Kaynak: SOLportal

Derleyen: Kırık Link kedi

Tabutta Rövaşata

tabutta-rovasata

Tabutta Rövaşata
, 1996 yapımı başrolünü Ahmet Uğurlu ‘nun üstlendiği İstanbul Rumeli Hisarı`nda yaşayan evsiz barksız bir adamın (Mahsun) hikâyesini konu alan Derviş Zaim filmi.
En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu ve En İyi Erkek Oyuncu ile dördü Antalya Altın Portakal Film Festivali’den olmak üzere 12 ödül kazandı.
Konusu: Araba sevdalısı bir otomobil hırsızının hüzünlü öyküsü. Rumelihisarını mesken tutan Mahsun (Ahmet Uğurlu), evsiz-barksız işsiz ve kimsesi olmayan bir garibandır. Tüm dostları balıkçılardır. Sabahçı kahvesindeki çay borçlarına kadar herşeyine balıkçı dostlarından Reisin (Tuncel Kurtiz) sahiplendiği Mahsun, otomobil çalarak yaşamını sürdürür. Yaşamındaki tek tutkusu arabalardır. Geceleri çaldığı arabaları sabaha dek gezdikten sonra yerlerine bırakır. Çoğu zaman da onları garip bir coşkuyla, okşarcasına yıkayıp temizleyerek…Yine Reisin sayesinde sandelyeler üzerinde uyuklamaktan kurtulur ve kahvenin tuvaletine bakma işini üstlenir. Bir gün, kahveye gelen eroin bağımlısı kıza (Ayşen Aydemir) aşık olur. Birden dünyası değişen Mahsun, hiçbir karşılık beklemeden, yatacak yeri olmayan kıza odasını açar. Ne var ki beyazcı kız, eroin almak için bedenini, bu açılan odada erkeklere satarak Mahsunun saf dünyasında bir düş kırıklığı yaratacaktır.
Klip: Sagopa Kajmer:

 

kedi Kırık Link

Kukushka

Klip: Zemfira – “Kukushka”

Kukushka : (земфира кукушка)  ( Guguk Kuşu )

  • Tür:Komedi, Dram, Savaş
  • Yapım Yılı:2002
  • Ülke:Rusya
  • YönetmenAleksandr Rogozhkin
  • SenaristAleksandr Rogozhkin
  • Oyuncular:
    Viktor Bychkov , Ville Haapasalo , Vladimir Matveyev ,Mikhail Korobochkin , Aleksei Kashnikov , Denis Aksenov ,Aleksei Panzheyev , Aleksandr Kuykka , Aleksandr Zubkin ,Vladimir Knysh
  • YapımcıSergei Selyanov
  • Görüntü YönetmeniAndrei Zhegalov
  • MüzikDmitri Pavlov
  • Süre99 dk.
  • Resmi Sitesi:CTB Film Company [Russia]

5132

kediKırık Link

Bir Film Bir Kitap Bilge Karasu – Barış Pirhasan

ustabenioldursene

Usta  Beni ÖldürsenE,  “Göçmüş Kediler Bahçesi” Kitabının masallarından biri. Kitabın en iyi masallarından biri demiyorum ( buna diyemiyorum demeli) çünkü kitaptaki masalların hepsi biribirinden güzel. Arada seçim yapmak büyük bir haksızlık, yok yok haksızlıktan öte büyük bir ayıp olur. Usta çırak, ilişkisinin iç içe geçtiği, sevginin öldüren  sevginin yaşatmaya yetmediğini de görürüz bu masalda. Göçmüş Kediler Bahçesi Bilge Karasu’ nun üçüncü Kitabıdır ve on üç masaldan oluşmaktadır. Masalı Okumak İçin Tıklayın
Usta Beni ÖldürsenE, Barış Pirhasan tarafından senaryolaştırılmış -sinemaya uyarlanmış- Ama ne yazık ki bu Filmi izleyenlerin sayısı pek azdır. Hatta bilenlerin demek daha yerinde olacaktır. Film  Vizyona 14 Kasım 1997 tarihinde girmiş ve çeşitli  festivallerde beş dalda ödül almıştır. Filmde  -En iyi-  senaryo yazarı – (10. Ankara Film Festivali 1998) olarak Onat Kutlar’ ın da imzası bulunmaktadır.  Toplam 13. 200 izleyiciye ulaşan filmde, Yabancı oyuncuların yanısıra Haluk Bilginer , Meltem Cumbul , Cem Özer , Hale Soygazi , Tuncel Kurtiz  de rol almıştır.  Almanya, Maceristan ve Türkiye’ nin yapımcılığını üstlendiği filmin Müziğini Simple Minds yapmıştır. Ama (bir ne yazık ki daha) ne yazık ki basında çıkan ve  filmi konu alan yazılarda -ki bunların arasında Hürriyet ve Milliyet gibi gazeteler de bulunmaktadır- Bilge Karasu’ dan söz edilmemiştir.  

Ödüller:

 En İyi Senaryo (34. Antalya Film Şenliği-1997)
En İyi Film (10. Ankara Film Festivali-1998)
En İyi Yönetmen (10. Ankara Film Festivali-1998)
Onat Kutlar En İyi Senaryo Yazarı (10. Ankara Film Festivali-1998)
En İyi Görüntü Yönetmeni (10. Ankara Film Festivali-1998)
Yönetmen   Barış Pirhasan
Senaryo   Barış Pirhasan
Yapımcı   Fatih Aksoy
Müzik   Simple Minds
Görüntü Yönetmeni   Jurgen Jurgens
Eser   Bilge Karasu

64216

Not: Barış Pirhasan  -Usta Beni Öldürsen E-, senaryonun tam metni, iki yazanın senaryoyla ilgili yazışmaları ve filmden karelerin yer aldığı bir de kitap çıkarmış. Bana kalırsa Okumaya değer bir kitap. Özellikle iki yazarın  yazışmaları düşünüldüğünde…
Kitap Yapı Kredi Yayınları tarafından basılmış anacak tükenmiştir ! Umalım da en kısa zaman da iki baskısı yapılsın.
 

kediDerleyen: Kırık Link

Old Boy 2003 Güney Kore

old-boy

Yönetmen: Park Chan-Wook, Tür: Gerilim, Dram, Ülke: Güney Kore, Yıl: 2003, İMDb Puanı: 8.4

Konusu:  Film Oh Dae-Su (Ana Karakter)’nun yağmurlu bir gecede kaçırılmasını ve 15 yıl boyunca bir odada esir kalmasını anlatarak başlar. Oda da bir televizyon ve ihtiyaçlarını karşılayacak banyo, yatak vb. eşyalar bulunmaktadır. Esir kaldığı sürede Oh Dae-Su’ya ne kadar esir edileceği söylenmez. Oh Dae-Su’nun aklını kaçırmaması için yemeğine şizofren hastalarında kullanılan ilaçlar karıştırılmaktadır. İlerleyen zamanlarda odasındaki televizyondan karısının öldürüldüğü haberini duyar. Kendisini esir alanlar suçu Oh Dae-Su’nun üstüne atmışlardır. Oh Dae-Su bunu kendine yapanı bulmak için, yaptığı tüm kötü şeylerin listesini çıkarır. Asla pes etmez ve duvarı kazmaya başlar. 15 yıl sonunda duvarda, gerçek dünyaya ulaşabilen bir delik açmayı başarır. Ertesi sabahipnotize edilerek 15 sene önce kaçırıldığı yerin yakınindaki bir binanın çatısına bırakılır. Film aslında Japon manga serisinden uyarlanmıştır ve o manga serisini takip edenler tafarında da şiddetli eleştirilere maruz kalsada Amerika sinemasındaki birçok filmin ne kadar boş olduğunun en büyük gösterisidir.

  • Grand Bell Ödülleri – Güney Kore 2004
    • En iyi yönetmen – Park Chan-wook
    • En iyi aktör – Choi Min-sik
    • En iyi yapım – Kim Sang-beom
    • En iyi aydınlatma – Park Hyun-won
    • En iyi müzik – Yeong Wook Jo
  • 37. Festival Internacional de Cinema de Catalunya – Sitges 2004
    • Maria Ödülü (En iyi film)
    • José Luis Guarner Ödülü (Critics’ En iyi film)
  • Bergen International Film Festivali 2004
    • Audience Ödülü
  • British Independent Film Ödülleri 2004
    • En iyi film
  • Elendi Screen International Ödülü

Fragman;